Orta Asya’nın gökyüzünde, bulutların ötesinde Ülgen yükselirdi. Gözleri dünyayı tarar, iyi ve kötüyü ayırırdı. İnsanlar sabahları ona dua eder, onun adını anarak bolluk ve bereket isterdi. Ülgen’in varlığı, gökyüzünün enginliğini ve doğanın dengesini koruyan bir güçtü.
Bir gün yeryüzünde büyük bir kuraklık baş gösterdi. İnsanlar tarlalarını kaybetmiş, hayvanları susuzluktan zayıflamıştı. Ülgen, gökten yeryüzüne bakarak gözü kara bir karar verdi: rüzgârı ve yağmuru doğru yerlere yönlendirecek, bozkırın bereketini yeniden sağlayacaktı. Gökten inen şimşekler ve bulutlardan yağan yağmur, insanların umudunu geri getirdi.
Ülgen sadece doğayı korumakla kalmaz, aynı zamanda insanların kalplerindeki adaleti ve iyiliği de gözetirdi. Kötülük yapanlar, efsanelerde anlatıldığı gibi onun öfkesinden kaçamazdı; ama iyilik yapanlar Ülgen’in koruması altında güvenle yaşardı.
Onun adı anıldığında insanlar cesaret ve doğruluk bulur, gençler onun gibi erdemli olmaya çalışırdı. Gökyüzündeki tahtında Ülgen, Orta Asya’nın bozkırlarını, dağlarını ve insanların yaşamını koruyan efsanevi bir sembol olarak sonsuza dek yükselmeye devam etti.