Karakız, Türk mitolojisinde gecenin, gizemin ve bilinmeyenin ruhu olarak anlatılır. Bozkır geceleri sessizleştiğinde, ateşler sönmeye yüz tuttuğunda ortaya çıkar. Uzun siyah saçları gece gibi karanlıktır, gözleri ay ışığında bile zor seçilir. Onu görenler korkar ama asıl korku, Karakız’ın kötülüğünden değil, gerçeği göstermesindendir.
Efsanelere göre Karakız, insanların karanlık yönlerini ortaya çıkarır. Yalan söyleyenin yalanını, kötülük yapanın suçunu gecenin sessizliğinde yüzüne vurur. Kaçamazsın; çünkü Karakız koşmaz, acele etmez. Zaten karanlık her zaman yetişir. Bozkırda kaybolanların, yolunu şaşıranların karşısına çıkar; kimine doğru yolu gösterir, kimini kendi karanlığıyla baş başa bırakır.
Bazı anlatılarda Karakız, haksızlığa uğramış bir genç kızın ruhudur. Adaletsizliğe kurban gitmiş, sonra gecenin gücüyle bütünleşmiştir. Bu yüzden özellikle zalimlerden nefret eder. Masumlara dokunmaz, çocuklara yaklaşmaz. Onu gören birinin başına bir şey geldiyse, çoğu zaman sebep Karakız değil, kişinin kendisidir.
Köylüler geceleri ateşi söndürmeden önce Karakız’ın adını anmaz, ona saygı gösterir. Çünkü Karakız bir ceza değil, bir sınavdır. Karanlıkta kim olduğunu görmek isteyenler için. Gecenin içinde sessizce dolaşır, bozkırın hafızası gibi her şeyi bilir. Ve sabah olduğunda, geride sadece korku değil, pişmanlık ya da ders bırakır.
Karakız, Türk mitolojisinde karanlığın içindeki adaletin, sessiz intikamın ve gecenin unutmadığının simgesidir.