Uzak zamanlarda, Türkler büyük bir savaşta yenilmiş ve düşmanları tarafından demirle kaplı dağlarla çevrili bir vadiye hapsedilmişti. Vadinin soğuk rüzgarları, karanlık gölgeleri ve sıkışık toprağı gün geçtikçe halkın umudunu test ediyordu. Açlık, korku ve çaresizlik herkesin yüreğine işlerken, Türklerin birliği ve soylarını yaşatma arzusu hiç sönmedi.
Yıllar boyunca vadide hayatta kalmayı başardılar. Avlandılar, barınaklar inşa ettiler, çocuklarını yetiştirdiler ve efsanelerini fısıldadılar. Her yeni doğan çocuk, gelecek umudunun simgesi oldu; her yaşlı, bilgelik ve sabırla soyun dirilişini hatırlattı.
Ancak özgürlük çağrısı her daim yankılanıyordu. Vadinin demir dağlarını eritmeden çıkış yoktu. Türkler, vadideki demircileri topladı; ateşler yakıldı, ocaklar kuruldu, demirler alevlerle dans etti. Günlerce süren çaba sonunda, demir dağların sert yüzeyi çatlamaya, erimeye başladı. Güneş ışığı ilk kez vadinin derinliklerine doldu; buzlar eridi ve özgürlüğe açılan yol ortaya çıktı.
Türkler, cesaret ve birliğin gücüyle vadiden çıktı. Ergenekon’un dar vadisinden doğan halk, yayılıp yeni devletler kurdu ve destanlarını nesiller boyu anlattı. O gün bugündür, Ergenekon sadece bir yer değil; Türklerin zorluklar karşısında dirilişinin, birliğinin ve efsanelerinin simgesi olarak anılır.