Zamanın başlangıcına yakın bir çağda, Türk yurtlarında olağanüstü bir çocuk dünyaya geldi. Doğduğu anda yüzü gök gibi parlak, gözleri ateş gibi ışıklıydı. Kısa sürede büyüdü, konuştu ve gücünü herkese gösterdi. Bu çocuk Oğuz Kağan’dı.
Oğuz Kağan gençliğe adım attığında, bozkırları tehdit eden karanlık bir güce karşı çıktı. Cesareti ve gücüyle düşmanlarını yendi, halkını korudu. Savaş meydanlarında yalnızca kılıcıyla değil, aklıyla da üstün geldi. Onun etrafında toplanan boylar giderek güçlendi.
Bir gece gökten kutsal bir ışık indi. Bu ışıktan Oğuz Kağan’ın eşleri doğdu ve onlardan altı oğlu dünyaya geldi. Oğuz Kağan, oğullarını yetiştirerek onlara yurtlar verdi, dünyayı paylaştırdı. Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar uzanan toprakları fethetmeyi amaçladı.
Yaşamının sonunda Oğuz Kağan, oğullarını etrafına topladı ve onlara birlik olmalarını öğütledi. Gücün paylaşılınca artacağını, düzenin ancak adaletle sağlanacağını söyledi. Ardında güçlü bir devlet anlayışı ve nesiller boyu anlatılacak bir destan bıraktı.
Bu nedenle Oğuz Kağan, Türk mitolojisinde yalnızca bir hükümdar değil; düzen kuran, dünyaya hükmetmeyi amaçlayan kutsal bir kağan olarak kabul edilir.